26 Eylül 2026: CHP'de Yavaş Faktörü, BM'de İsrail Kınaması ve Yemen Kararı - Türkiye'nin Çok Boyutlu Kriz Günü
CHP'de istifa dalgası Mansur Yavaş'ın hamlesiyle yeni bir evreye girdiği sırada, Erdoğan BM'den İsrail'i 'terör devleti' ilan ederken Yemen'e askeri varlık iddialarına net çizgi çekti; Davutoğlu'na sürpriz teklifle 2028 denklemi değişiyor.

Ankara — Türkiye siyaseti, 26 Eylül 2026 Cumartesi günü, iç politikadaki derinleşen yapısal krizden, dış politikadaki en zorlu diplomatik ofansife ve güvenlik politikasındaki kritik bir yönelim kararı kadar geniş bir yelpazeyi tek bir gündemde topladı. CHP Yönetim Kurulu'nun son 48 saatte yaşadığı istifa şoku, Münir Yavaş'ın başkan adaylığı sürecine getirdiği beklenmedik formül, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda (BMGK) 79. Dönem yüksek düzey haftası çerçevesinde İsrail'e yönelik Türkiye'nin hukuki ve diplomatik hamleleri, Kızıl Deniz Güvenliği'ne dair "Mehmetçik Yemen'e gidiyor mu" tartışmalarına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın getirdiği kesin cevap ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'na yönelik "sürpriz teklif" bir arada değerlendirildiğinde, ülkenin 2028 seçim stratejilerini yeniden yazacak bir kesişim noktasında olduğu görülüyor.
CHP'de "Yavaş Formülü" ve Yönetim Boşluğu Riski
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nde geçen hafta sonu başlayan ve dün akşam yoğunlaşan istifa dalgası, partinin 38. Olağanüstü Kurultayı hazırlıklarını ve 2028 seçim stratejisini derinden sarsıyor. Parti Yönetim Kurulu'ndan birden fazla üyenin —bunların arasında Grup Başkanvekilleri ve Başkan Yardımcıları da yer alıyor— istifa ettirilmesi veya istifa ettirilmesi, Genel Başkan Özgür Özel'in "parti içi demokrasi ve şeffaflık" çağrısıyla başlattığı sürecin, iç muhalefetin "yönetim boşluğu" argümanıyla karşılandığını gösteriyor. Resmi parti kanallarından yapılan açıklamada, istifa sayısının yasa gereği kurulu feshetmeyecek düzeyde tutulduğu, ancak boşlukların Merkez Yürütme Kurulu (MYK) onayıyla doldurulacağı belirtildi.
Bu kaos ortamında en kritik gelişme, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'tan geldi. Yavaş, dün gece sosyal medya hesabından ve yakın çevresine yaptığı yazılı açıklamada, 2028 Cumhurbaşkanlığı adaylığı spekülasyonlarına "parti üyesi olarak görevime odaklanıyorum" diyerek kesin bir durdurma getirdiği gibi, Özgür Özel'in "ortadaki yol" arayışını destekleyen, ancak kurultay sürecine "müteselsil birleştirici bir formül" öneren bir metin paylaştı. Parti kaynaklarına göre Yavaş, "Genel Başkan adayı belirlenene kadar MYK ve Grup başkanlığının güçlendirilmesi, kurultay adaylık şartlarının esnetilmesi" yönünde bir yol haritası çizdi. Bu hamle, hem Özel'in kontrolünü zayıflatma riskini taşırken, hem de Yavaş'ın "kriz yöneticisi" konumunu pekiştirdi. Analistler, Yavaş'ın aday olmama kararıyla kendi lehine bir "kral yapıcı" rolü üstlendiğini, ancak bu rolün parti tabanındaki "değişim" talebiyle çelişip çelişmediğinin test edileceğini kaydediyor.
BM Katında "İsrail Terörü" Terminolojisi ve Ceza Girişimleri
New York'taki Birleşmiş Milletler Merkezi'nde devam eden 79. Dönem Genel Müzakereler, Türkiye'nin bu yılki en kapsamlı diplomatik ofansifinin sahnesi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Perşembe günü yaptığı konuşmada İsrail için "terör devleti", "savaş suçlusu Netanyahu" ve "Gazze'de soykırım" terminolojisini resmi protokol seviyesine taşıyarak, uluslararası hukukun işleyişini sorguladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın yoğunlaştırdığı yan görüşmelerde, Türkiye; Güvenlik Konseyi'nde veto gücünün felç edilmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) kararlılarının yürütülmesi için üye ülkelerden "uygulama taahhüdü" alınıması ve UNRWA'nın finansmanının kesintisiz devamı için yeni bir fon mekanizması kuruluşu üç ana eksende çalıştı.
Resmi kayıtlara göre Türkiye, Lübnan'ın güneyine yoğunlaşan İsrail operasyonlarına dair "Bölgesel savaş riskini ortadan kaldırmak için anında ateşkes" çağrısı yaparken, bu çağrının arkasından "İsrail'in işgal ve yerleşim politikalarına karşı ekonomik ve askeri yaptırımlar paketi" taslağı da dağıttı. Diplomatik gözlemciler, Türkiye'nin bu hamlesinin sadece retorik olmadığını, Arap Birliği, OİC ve Afrikan Birliği ile kurulan "Filistin İçin Adalet" blokunun oylama gücünü test ettiğini belirtiyor. Cuma günü Güvenlik Konseyi'nde yapılan kapalı toplantıda Türkiye'nin "İsrail'in terör örgütü niteliğindeki eylemler" ifadesini resmileştirme girişiminin, ABD'nin "terörle mücadele haklı savunma kapsamındadır" itirazıyla karşılaştığı, ancak küresel güney ülkelerinden geniş destek topladığı aktarılıyor.
Ekonomi Gündemi: Faiz Kararları ve Seçim Mühendisliği Arasındaki Dar Yol
"Ekonomi ve siyaset gündemi" başlığıyla özetlenen makroekonomik tablo, Merkez Bankası'nın (MB) Eylül ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından önceki son verilerle şekilleniyor. TÜİK verilerine göre Ağustos ayı TÜFE yıllık bazda %52,1 seviyesine gerilerken, D-PPI'nin %48,7'ye düşmesi enflasyonun yönündeki iyileşmeyi teyit ediyor. Ancak cari açığın yıllık 45 milyar dolar bandında seyrederken, reel faizlerin hâlâ negatif bölgede kalması ve kredi büyümesinin hedefin üzerinde olması, MB'nin "sıkılaştırma döngüsünün tamamlandığı" sinyalini ertelemesine neden oluyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan yapılan teknik toplantılarda, 2025 Merkezi Bütçesi Tasarısı'nı hazırlarken 2028 seçim yılı giderlerinin (EYT, asgari ücret, tarım destekleri) önceden ödenmesi stratejisi gündeme alındı. Bu durum, piyasa oyuncuları tarafından "seçim ekonomisinin erken başladığı" yorumuyla karşılanıyor. Dolar/TL paritesinin 46,80-47,10 bandında dar bir aralıkta tutulması, MB'nin rezerf yönetimi ve vadeli işlemlerle likidite emici operasyonlarının sonucu olarak değerlendiriliyor. Ekonomistler, enflasyon hedeflerinin (yıl sonu %38-40 bandı) gerçekleşebilmesi için reel faiz pozitifliğinin 2025 birinci çeyreğine kadar sürdürülmesinin şart olduğunu, bunun da iç politikadaki "yumuşak çıkış" talebiyle çelişebileceğini vurguluyor.
Yemen ve Kızıl Deniz: "Mehmetçik Gidiyor" İddialarına Resmi Çizgi
Son hafta uluslararası ve yerel basında yer alan "Türkiye, ABD liderliğinde Yemen'e askeri birim gönderecek" ve "Kızıl Deniz'de Hutilere karşı operasyon için üs talebi alındı" iddiaları, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugünkü yazılı bildirisiyle ve Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan teknik açıklamayla netleştirildi. Erdoğan, "Türkiye, Kızıl Deniz ve Aden Körfezi güvenliği için uluslararası hukuka dayalı, BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde hareket eder. Mevcut koalisyon yapısına (Muhafaza Harekatı / Prosperity Guardian) personel veya üs bazında dahil olma gündemimiz yoktur. Kendi kıyı emniyetimiz ve ticaret yollarımız için deniz kuvvetlerimizin gözetim ve varlık kapasitesini artırıyoruz" ifadelerini kullandı.
MSB açıklamasında ise, TCG Anadolu ve TF-2000 sınıfı fregatlar dahil deniz unsuru varlığın rutin döngü görevi kapsamında artırıldığı, ancak bu kararın "yeni bir askeri operasyon veya üs kurma kararı olmadığı, tamamen milli egemenlik ve deniz ticaret güvencesi çerçevesinde olduğu" vurgulandı. Bu netleme, hem ABD ve İngiltere ile stratejik ortaklık çerçevesinde "yükümlülük paylaşımı" yapmama kararlılığını, hem de İran ve Huti yönetimiyle sürdürülen diploatik kanalları koruma isteğini yansıtıyor. Uzmanlar, bu kararın "askeri girişimcilikten kaçınma, deniz gücünü Abschreckung (gözetleme/ caydırma) aracı olarak kullanma" doktrininin pekiştirilmesi olarak okunması gerektiğini belirtiyor.
Erdoğan-Davutoğlu Ekseni: "Sürpriz Teklif" ve 2028 Denklemi
Gündemin en beklenmedik kırılması, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün akşam yayınlanan bir televizyon programında Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'na yönelik açıklamalarıydı. Erdoğan, 2016'dan beri süren "tarihi kırılma" ve "nöbetleşme" terminolojisini terk ederek, "Davutoğlu Hocamızla yollarımız ayrıldı ama vatan, millet ve anayasa meselesinde ortak akıl verebiliriz. Yeni anayasa sürecinde veya yerel yönetimlerde ortak adaylık/işbirliği modelleri üzerinde görüşebiliriz. Kapımız her zaman açıktır" şeklinde bir "sürpriz teklif" sundu.
Davutoğlu, gece geç saatlerde yaptığı yazılı açıklamada "Cumhurbaşkanımızın çağrısını değerlendiriyoruz. Yeni anayasa için toplumsal mutabakat şart, bu süreçte katkıda bulunmak vatan borcumuzdur. Ancak bu sürecin şeffaf, katılımcı ve haklı bir zeminde işlemesi lazım" diyerek kapıyı tamamen kapatmadı. Siyasi çevreler, bu teklifin iki boyutlu bir strateji olduğunu öne sürüyor: Birinci, 2028'de Erdoğan'ın aday olamama durumunda (veya olma ihtimaline karşın) "orta sağ" ve "muhafazakar demokrat" oyları kaybetmemek için Davutoğlu'nun temsil ettiği kesimi yakalamak. İkinci, CHP'deki kriz ortamında "muhalefetin parçalanması" sinyali vererek Özgür Özel'in "tekelci" tutumunu zayıflatmak. Gelecek Partisi'nin son anketlerde %1-2 bandında kalması, bu teklifin Davutoğlu için "siyasi hayatta kalma" fırsatı, AKP için ise "guvenlik kolu" oluşturduğunu gösteriyor.
Gelecek Hafta Ne Olacak? Stratejik Öngörüler
Bu beş eksenin kesiştiği bu cumartesi gecesi, Türkiye'nin gelecek hafta gireceği sürecin test sahası oluyor. Pazartesi günü CHP MYK toplantısında istifa boşluklarının doldurulması ve Yavaş'ın önerdiği "birliktelik formülü"ne dair resmi kararın alınması, partinin kırılma mı yoksa yenilenme mi yolunu seçeceğini belirleyecek. New York'tan dönüşlerde Fidan'ın getireceği BM diplomasisi neticeleri, Türkiye-İsrail ilişkilerinin "soğuk barış" mı yokça "donmuş savaş" mı seyrine gireceğini gösterecek. Ekonomide Cuma günü açıklanacak Merkez Bankası Rezerfleri ve Bankacılık Sektörü Kredi verileri, faiz kesimi beklentilerini test edecek. Yemen konusunda MSB'nın önümüzdeki hafta planlayacağı deniz harekatı rutini, Kızıl Deniz'de yeni bir denge unsuru oluştururken, Erdoğan-Davutoğlu hattındaki ilk teknik görüşmelerin (muhtemelen Hazine Bakanlığı veya Anayasa Komisyonu seviyesinde) gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, 2028'in şimdiden yazılıp yazılmadığının ipucu olacak. Türkiye, bugün yaşadığı bu "çoklu kriz senkronizasyonu"nu yönetebilirse, bu bir "kriz yönetimi başarısı"; yönetemezse "sistemik kırılma" eşiğine basmış olacak.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
