HaberGo
Gündem

Ölüm Cezası: Küresel Harita, Türkiye'nin Yolu ve Tartışmalar

Dünyada 55 ülke hâlâ ölüm cezasını uygularken Türkiye 2004'ten beri tamamen yasakladı; uluslararası hukuk süreci ve ikna edicilik tartışmasının güncel tablosu.

HMHaber Merkezi
· 3 dk175 okunma
Ölüm Cezası: Küresel Harita, Türkiye'nin Yolu ve Tartışmalar
Ölüm Cezası: Küresel Harita, Türkiye'nin Yolu ve Tartışmalar

Ölüm cezası, modern hukuk tarihinde en çok tartışılan ve kutuplaştıran ceza türü olarak yerini koruyor. Birçok ülke için "en ağır ceza" tanımıyla özetlenen bu uygulama, insan hakları evrenselliği ile devletlerin iç güvenlik politikaları arasında derin bir çatlak yaratıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugün dünyada yargıya bağlı olarak bu cezayı hukuk sistemlerinde tutan ülke sayısı 55'e düşmüşken, tamamen kaldıran veya uygulamayı durduran ülke sayısı 140'ın üzerindedir.

Küresel tablo: İki hızlı bir dünya

Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerde ölüm cezası yasaklıdır. Türkiye de 2004'te Anayasa'nın 38. maddesinde yapılan değişiklikle ve 2006'da onayladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. Protokolü ile bu cezayı hukuk düzeninden tamamen çıkarmıştır. Bu adım, Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki en somut insan hakları reformlarından biri olarak tarih yazmıştır.

Öte yandan ABD, Çin, İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Japonya gibi büyük aktörler bu cezayı muhafaza etmektedir. Çin resmi istatistikleri paylaşmasa da, Amnesty International tahminlerine göre dünyadaki infazların büyük çoğunluğunu Çin gerçekleştirmektedir. İran ve Suudi Arabistan ise son yıllarda infaz sayılarında belirgin artış kaydetmiştir. ABD'de ise eyaletler arası farklılıklar sürmekte; bazı eyaletler moratoryum ilan ederken bazıları infazları sürdürmektedir.

Türkiye süreci: Darbelerden Anayasa Mahkemesi'ne

Türkiye'de son infaz 25 Ekim 1984'te Hıdır Aslan, Ahmet Kaya, Necdet Adalı ve Fethi Çelik üzerinde gerçekleşmiştir. 1980 darbesi sonrası dönemde siyasi mahkumlarda yoğun infazlar yaşanmış, 1984 sonrası ise resmi bir moratoryum süreci başlamıştı. 2000'li yıllarda AB uyum paketleri çerçevesinde yasal engeller getirilmiş, 2004 Anayasa değişikliğiyle "hiçbir amaçla" ölüm cezası verilemeyeceği garanti altına alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi de 2016 darbe girişimi sonrası gündeme getirilen "ölüm cezasının geri getirilebilirliği" tartışmaları karşısında, 13. Protokol'ün madde 90/5 uyarınca anayasa değişikliği bile yapılamayacağını, bu hakkın "temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan" nitelikte olduğunu vurgulayan kararlarda bulunmuştur.

İkna edicilik miti ve adli hata riski

Tutucuların en güçlü argümanı "ikna edicilik" olsa da, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kriminoloji çalışmaları bu ilişkiyi kanıtlamakta zorlanmaktadır. Kanada, 1976'da ölüm cezasını kaldırdıktan sonra cinayet oranlarında düşüş kaydetmiş; ABD'de ise ölüm cezası olan eyaletlerde olmayanlara göre ortalama cinayet oranları daha yüksek seyretmektedir.

Daha da kritik olan, adli hatanın geri döndürülemezliği. ABD'de 1973'ten bu yana ölüm hücrelerinde yatan ve daha sonra masumiyetleri kanıtlanarak serbest bırakılan kişi sayısı 190'ı bulmuştur. DNA delillerinin yaygınlaşması bu hataları ortaya çıkarmakta etkilidir ancak her suçta biyolojik delil bulunmamaktadır.

Yöntem tartışması ve "insani" infaz arayışı

Uygulayan ülkelerde zehirli enjeksiyon, asma, ateşli cephane, taşlama ve baş kesme yöntemleri kullanılmaktadır. ABD'de zehirli enjeksiyon ilaçların tedarik zorlukları ve "ağrısız" olmayı garanti edememesi nedeniyle sürekli yargı tartışmalarına konu olmaktadır. Bazı eyaletler eski yöntemlere (gaz odası, ateşli cephane) dönmeyi meşru kılarken, ABD Anayasa Mahkemesi "olağanüstü ve alışılmadık cezalar" maddesinin (8. Değişiklik) sınırlarını test etmektedir.

Uluslararası hukuk: Yumuşak hukuktan zorunlu kurala

BM Genel Kurulu 2007, 2008, 2010, 2012, 2014, 2016, 2018, 2020 ve 2022'de artan çoğunlukla "Ölüm Cezasının Kullanımı Üzerine Moratoryum" kararlarını almıştır. Bu kararlar bağlayıcı olmasa da, uluslararası toplumun yöndeşini net bir şekilde göstermektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ise Soering v. United Kingdom (1989) kararıyla, bir kişinin ölüm cezası riski olan bir ülkeye iadesinin (deportasyon) AİHM'nin 3. maddesini (işkence ve alçaltıcı muamele yasaklığı) ihlal ettiğini ilke haline getirmiştir.

Sonuç olarak; ölüm cezası tartışması, bir ceza hukuku meselesinin ötesinde, bir toplumun adalet anlayışına, hata yapma ihtimaline karşı dayanıklılığına ve insan yaşamına atfettiği değere dair bir sınavdır. Türkiye bu sınavı 20 yıl önce anayasal seviyede vermiş olsa da, küresel arenada tartışma hâlâ canlıdır.

HM
Haber Merkezi

HaberGo Editor ve Muhabır ekibi