HaberGo
Politika

Taraf Çıkmazı: CHP'nin 'Tarafsızlık' Önerisi ile 'Doğru Taraf' Retoriği Arasındaki Stratejik Gerilim

CHP Dış Politika Kurulu'nun Rusya-Ukrayna savaşında 'taraf olmama' çağrısı ile Özgür Özel'in iç politikadaki 'milletin tarafı' vurgusu, Türkiye'nin çok kutupsal dünyadaki manevra alanını ve 2028 vizyonunu test ediyor.

HMHaber Merkezi
· 2 dk76 okunma
Taraf Çıkmazı: CHP'nin 'Tarafsızlık' Önerisi ile 'Doğru Taraf' Retoriği Arasındaki Stratejik Gerilim
Taraf Çıkmazı: CHP'nin 'Tarafsızlık' Önerisi ile 'Doğru Taraf' Retoriği Arasındaki Stratejik Gerilim

AnkaraTürkiye'nin dış politikası gündeminin merkezinde "taraf" kavramı, üç ayrı ama birbiriyle derinden bağlantılı gelişmeyle yeniden kodlanıyor. Bir yanda CHP Dış Politika Kurulu'nun son raporunda Rusya-Ukrayna savaşında "taraf olmaktan kaçınılması" önerisi yer alırken, öte yanda parti lideri Özgür Özel seçim mühendisliği çerçevesinde "Doğru Taraf" ve "Milletin Tarafındayız" sloganıyla iç politikada kesin bir taraf tutumu sergiliyor. Üçüncü boyutta ise ABD'nin Afrika kısıtlamalarının ters teptiği, Çin'in ise "kazanan taraf" konumuna çıktığı küresel rekabet, Türkiye için "tarafsızlık" mitosunun sonunu işaret ediyor.

Küresel kestirmede 'kazanan taraf' değişiyor

ABD'nin son dönemde Afrika kıtasına getirdiği finansman ve teknoloji transferi kısıtlamaları, boşluğu doldurmak için hareket eden Çin'in "Dijital İpek Yolu" ve madencilik yatırımlarıyla etki alanını genişletmesine kapı araladı. Diplosatik gözlemciler, Washington'ın "taraf seçtirme" stratejisinin aksine Pekin'in "iş yapma, taraf seçme" pratiklerinin Afrika liderleri tarafından tercih edildiğini kaydediyor. Bu tablo, Türkiye gibi çok yönlü dış politika izleyen aktörler için "tarafsız kalma" lüksünün kalmadığını, hatta tarafsızlığın gizli bir taraf seçimi olduğunu kanıtlıyor.

CHP raporu: Stratejik özerklik mi, müttefiklik boşluğu mu?

CHP Dış Politika Kurulu'nun hazırladığı ve son haftalarda parti yönetimine sunulan rapor, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna çizgisinde "savaş tarafı olmayı" sürdürmesi gerektiğini, ancak bu politikayı "stratejik özerklik" terminolojisiyle donatması gerektiğini öne sürüyor. Raporda, NATO üyesi Türkiye'nin 1936 Montreux Sözleşmesi ve 1952 üyelik vaziyetleriyle çelişmeyen bir "etkin tarafsızlık" tanımı öneriliyor. Kritik nokta, raporun "taraf olmama"yı sadece askeri destekten kaçınmak değil, diplomatik mediation (arabuluculuk) rolünü koruma aracı olarak tanımlaması. Bu yaklaşım, iktidarın "denge kurucu" retoriğiyle örtüşse de, Batı müttefiklerinin "yeterli yapmadığınız" eleştirisini nasıl yöneteceği sorusunu cevapsız bırakıyor.

İç politikada 'taraf' seçimi: Seçim mühendisliği mi, değer mi?

Özgür Özel'in Tekirdağ mitinginde (2024 sonrası süreçte tekrarlanan vurgularla) "Doğru Taraf" ve "Milletin Tarafındayız" cümleleri, dış politikadaki "tarafsızlık" önerisiyle zıt bir dinamik yaratıyor. Siyasi analistler, bu retoriğin 2028 seçimlerinde "adalet, ekonomi, demokrasi" ekseninde merkez sağ seçmenini ve hayal kırıklığına uğramış tabanı birleştirmek için tasarlanmış bir "taraf seçimi" olduğunu vurguluyor. Paradoks şudur: Dış politikada "hiçbir tarafın tarafı olmayız" derken, iç politikada "biz tek doğru tarafıyız" demek; bu çelişki CHP'nin iktidar alternatifi olma iddiasının en zayıf halkasını oluşturuyor.

Türkiye'nin gerçek manevra alanı: 'Çok Yönlülük'ten 'Çok Taraflılığa'

Uzmanlar, Türkiye'nin artık klasik anlamda "tarafsız" olamayacağını, aksine her krizde "hangi tarafın menfaatlerine hizmet ediyorum" hesabı yapmak zorunda kalacağını belirtiyor. Rusya-Ukrayna hattında grain corridor (tahıl koridoru) başarıları, NATO'nun kuzey genişlemesi sürecinde onay vermek, ABD'den F-16 sürecini yönetmek ve Çin ile S-400/alternatif sistemler konuşmak; bu hepsi "taraf seçmemek" değil, "her konuda ayrı ayrı taraf seçmek" demek. 5 Eylül 2026 itibarıyla Türkiye için soru "Taraf olur muyuz?" değil, "Hangi konuda, kimin, nasıl tarafı oluruz?" sorusuna evrilmiş durumda.

HM
Haber Merkezi

HaberGo Editor ve Muhabır ekibi