Türkiye-Azerbaycan İlişkilerini Sarsan 'Dezenformasyon Krizi': Neden Fidan, Neden Şimdi?
Bakı medyasının Hakan Fidan'a 'darbe ve ihanet' suçlaması ve Ankara'nın sert yalanlaması, Kasım'daki COP29 zirvesi öncesi stratejik güven sorununu ve Zangezur Koridoru takılmasını ortaya çıkarıyor.

Türkiye ve Azerbaycan arasındaki "bir ulus, iki devlet" retoriğinin ardında, son on gündür yönetilebilir bir gerginlikten ziyade yapısal bir güven krizi derinleşiyor. Aliyev yönetimine yakın kabul gören Qafqazinfo, Report.az ve APA gibi çıkış organlarının, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a yönelttiği "darbe ve kaos girişimi", "ihanet" ve "gizli Bakü görüşmesi" iddiaları, sıradan bir medya saldırısının ötesinde, resmi Baku'nun onayıyla veya en azından tacit izniyle yürütülen koordineli bir operasyon izlenimi veriyor.
Medya Ofansifi ve Kurumsal Yalanlama
Krizin tetikleyicisi, son hafta içinde bu üç kurumun manşetlerde yer verdiği, Fidan'ın Azerbaycan'ın iç işlerine karıştığını, muhalefeti tahrik ettiğini ve hatta bir darbe planladığını iddia eden haberlerdi. İddiaların en çarpıtıcısı, Fidan'ın resmi ziyaret dışında Bakü'de "gizli görüşmeler" yaptığı ve bu görüşmelerin içeriğinin "devlet başkanlığına karşı komplo" yönünde olduğu suçlamasıydı.
Türkiye'nin cevabı gecikmedi. Bakü'deki Büyükelçilik, iddiaları "tamamen yalan ve dezenformasyon" olarak nitelendiren, "Türkiye, Azerbaycan'ın istikrarı ve refahı için her zaman yanında oldu" vurgusu yapan sert bir basın açıklaması yayınladı. Ankara'daki Dışişleri Bakanlığı kaynakları da bu çizgiyi teyit ederek, ilişkilerin "stratejik derinlik" kazandığını ama "bazı çevrelerin provokasyonlara kapılmaması" gerektiğini kaydetti. Diplatik dilde nadir görülen bu sertlik, Ankara'nın olayı bir "yazar hatası" olarak değil, bir "devlet politikası uzantısı" olarak gördüğünün işaretidir.
COP29 Saati ve Zangezur Denklemi
Krizin zamanlaması tesadüf değil. 11-22 Kasım 2026 tarihlerinde Bakü'de yapılacak COP29 İklim Zirvesi, Azerbaycan için uluslararası meşruiyet ve yatırım kapısı açma fırsatı iken, Türkiye için de bölgesel liderlik iddiasını pekiştirme sahnesi. Ancak zirveye iki hafta kala patlak veren bu kriz, her iki tarafın da masada ne istediğinin belirsizliğini artırıyor.
Arka planda yatan ana tartışma noktası Zangezur Koridoru (Batı Azerbaycan'ın Nahçıvan'a karasal bağlantısı) sürecindeki takılma. Erdoğan ve Aliyev arasındaki son görüşmelerde de vurgulanan koridorun açılması, Rusya'nın "Kuzey-Güney Koridoru" (Uluslararası Kuzey-Cenup Taşımacılık Koridoru) projesiyle İran ve Rusya ekseninde bir alternatif yaratma çabasıyla çelişiyor. Bakü, Moskova ve Tahran ile ilişkilerini bozmadan koridorü açmak zorunda kalıyor; Ankara ise koridorun Türkiye güvencesiyle, Rusya izni olmadan açılmasını istiyor. Fidan'ın son dönemdeki İran ve Rusya ziyaretleri, bu denge kurma girişimlerinin Bakü'de nasıl algılandığını (veya algılanmak istendiğini) açıklıyor olabilir.
Bölgesel Dengeler ve Güven Maliyeti
Kriz, sadece ikili bir sorun değil. Güney Kafkasya'da Rusya'nın etkisi azalırken (Ukrayna Savaşı), İran'ın "Zangezur Koridoru kirmızı çizgimiz" diyerek askeri varlığını artırdığı, ABD'nin de bölgedeki nüfuzunu (özellikle enerji güvencesi açısından) korumak için Ermenistan-Azerbaycan barış sürecine müdahale ettiği bir ortam var. Bu çoklu oyunculu satranç tahtasında, Türkiye ve Azerbaycan'ın "kardeşlik" bağı, çıkarların çeliştiği noktalarda test ediliyor.
Qafqazinfo gibi organların sahipliği ve editörial çizgisi (Həmid Məhərrəmov yönetiminde, resmi kurumlara yakınlığı bilinen bir yapı), bu suçlamaların "sızdırılmış resmi görüş" olma ihtimalini güçlendiriyor. Eğer bu bir "test balonu" ise, amacı Ankara'dan COP29 öncesi konkret tavizler (koridorda tempo, İran/Rusya ile mesafe) almak olabilir. Eğer bir "iç tüketim" operasyonuysa (Aliyev'in国内 konsolidasyonu), maliyeti Türkiye'de "ihanet" algısı yaratarak halk diplomasisini zedelemek oluyor.
Önümüzdeki Süreç: Yönetilebilir Mi, Kalıcı Mı?
İki ülke de krizin kontrol dışına çıkmasına izin vermekte kararlı görünüyor. Yarın veya önümüzdeki günlerde muhtemel bir Hakan Fidan - Ceyhun Bayramoğlu (AZ Dışişleri Bakanı) hattı veya hatta Erdoğan-Aliyev hattı, "stratejik ortaklık" çerçevesini yeniden taahhüt ederek sakinleştirici bir mesaj verebilir. Ancak bu kriz, ilişkilerin "otomatik pilot" modunda olmadığını, her stratejik dönüm noktasında (COP29, Koridor, Bölgesel Savaşlar) yeniden müzakere edilmesi gerektiğini kanıtladı.
Yatırımcılar ve bölgesel analistler için sinyal net: Türkiye-Azerbaycan ekseni sağlam duruyor ama "güven" artık varsayılan değil, sürekli bakım isteyen bir varlık. COP29'da masaya oturan dünya liderleri, bu iki müttefikin arkasındaki gerginliği de okuyacaklar.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
