Türkiye Kıyılarındaki Gemi Enkazları: Kaldırma Süreçleri, Çevresel Tehdit ve Yasal Mücadele
Türkiye sahillerinde ve Boğazlar'nda navigasyon güvenliğini tehdit eden yüzlerce gemi enkazının kaldırma süreçleri, çevresel riskler ve yasal çerçeve derinlemesine incelendi.

İstanbul — Türkiye'nin 8 bin 300 kilometrelik kıyı şeridindeki ve İstanbul ile Çanakkale Boğazları'ndaki yoğun deniz trafiği, gemi enkazları sorununu sürekli gündemde tutuyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre sadece Boğazlar ve Marmara Denizi'nde navigasyon engeli teşkil eden kayıtlı enkaz sayısı yüzleri buluyor; bu tabloya kumsallara yanaşan, batık yükü veya yakıtıyla çevre tehlikesi yaratan enkazlar da ekleniyor.
Yasal çerçeve ve sorumluluk zinciri
Türkiye, 2015'te taraf olduğu Nairobi Uluslararası Enkaz Kaldırma Sözleşmesi ile gemi sahiplerinin sorumluluğunu uluslararası standartlara oturtmuştur. Sözleşme kapsamında 300 gros tonun üzerinde olan gemiler için zorunlu sigorta ve mali garanti teminatı getirilmiştir. Milli mevzuatta ise Türk Ticaret Kanunu'nun 1178-1180. maddeleri ve Çevre Kanunu'nun 28. maddesi, enkaz sahibinin kaldırma yükümlülüğünü ve ihmal halinde idari para cezalarını öngörüyor. Bakanlık yetkilileri, "Sahip bulunamayan veya sahibi tarafından kaldırılmayan enkazlarda, liman başmühendislikleri aracılığıyla icra yoluyla kaldırma işlemlerine başlanabiliyor" ifadesiyle sürecin operasyonel tarafını özetliyor.
Çevresel risk: Yakıt sızıntısı ve 'hayalet balıkçılık'
Uzmanlar, enkazların en kritik tehlikesinin batık yakıt tanklarındaki mazot ve dizel sızıntısı olduğunu vurguluyor. Özellikle 2018'de Boğaz'da batık Vitaspirit ro-ro gemisinde yaşanan ve aylarca süren temizleme çalışmaları, karmaşık enkaz operasyonlarının maliyetli ve zorluğunu kanıtladı. Buna ek olarak, enkazlara takılan ve sürekli balık avlayan 'hayalet ağlar', deniz ekosistemine zarar veren ikinci büyük faktör olarak kaydediliyor. Deniz Araştırmaları Enstitüsü (DENEN) çalışmaları, enkaz çevresindeki sedimentlerde ağır metal konsantrasyonunun artışını belgeliyor.
Kaldırma teknolojileri ve maliyet dengesi
Modern enkaz kaldırma operasyonları, sığ suda 'parçalama ve kaldırma' (cut and lift) yönteminden, derin suda ise ROV (Uzaktan Kumandalı Alt Su Aracı) destekli kesme ve asansör sistemlerine kadar uzanıyor. Sektör temsilcilerine göre, ton başına kaldırma maliyeti enkazın derinliğine, yapısal bütünlüğüne ve çevresel hassasiyete göre 50 bin ile 500 bin TL aralığında değişebiliyor. Sigorta şirketlerinin 'Toplam Kayip' (Constructive Total Loss) kararı vermesi, enkazın sahipliğinin liman idaresine veya sigortacıya devredilmesini tetikliyor; bu durumda mali yükümün üstlenilmesi süreci hukuki çekişmelere neden olabiliyor.
Kültürel miras ile çakışma: Su altı arkeolojisi
Türkiye sahillerindeki enkazların bir kısmı, ticari gemi trafiğine ait modern batıklarken, önemli bir kesimi de UNESCO 2001 Su Altı Kültürel Mirasını Koruma Sözleşmesi kapsamına giren arkeolojik sitelerdir. Kültür ve Turizm Bakanlığı izinleri olmadan bu enkazlara müdahale cezai işlem gerektiriyor. Son yıllarda Marmara ve Ege'de yapılan deniz altı kablo ve boru hatı projeleri, rota üzerindeki tarihi enkazların tespiti ve korunması sürecini gündeme getirdi. Arkeologlar, "Her enkaz bir zaman kapsülüdür; modern kaldırma teknikleri bu mirası tahrip etmemeli" uyarısında bulunuyor.
Gelecek perspektifi: Otomatik izleme ve veri tabanı
Bakanlık, Boğazlar ve kıyı şeridi enkaz envanterinin dijitalleştirilmesi için 'Deniz Trafik Yönetim Sistemleri' (VTS) entegreli bir veri tabanı kurulumunu planlıyor. Bu sistem, uydu ve radar verileriyle yeni oluşabilecek enkazların anlık tespitini ve mevcut enkazların durum takibini merkezi bir platformda toplayacak. Uzmanlar, bu altyapının tamamlanmasının, acil müdahale süresini kısaltmanın ve çevresel hasarı minimize etmenin anahtarı olduğunu belirtiyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
