HaberGo
Ekonomi

Türkiye 'Made in Europe' planına dahil olma çabasında: Otomotiv lokomotifi riske atılmasın

Fransa-Almanya öncülüğündeki AB koruma paketine Türkiye'nin dahil edilmesi için Ankara diplomatık hızlandırma yaptı; ihracatın yarısını oluşturan otomotiv sektörü 'yabancılaşma' riskiyle karşı karşıya.

HMHaber Merkezi
· 2 dk70 okunma
Türkiye 'Made in Europe' planına dahil olma çabasında: Otomotiv lokomotifi riske atılmasın
Türkiye 'Made in Europe' planına dahil olma çabasında: Otomotiv lokomotifi riske atılmasın

Fransa ve Almanya'nın Avrupa otomotiv devlerini Çin ve ABD rekabetine karşı korumak için öne sürdüğü "Made in Europe" (Avrupa'da Üretilen) planı, Türkiye için stratejik bir ayrışma noktasına geldi. Ankara, planın kapsamından dışlanması durumunda yıllık 1,4 milyon araca dayanan üretim kapasitesinin ve AB'ye 30 milyar dolara yakın ihracatın risk altına gireceği uyarısı üzerine, planın tasarım aşamasında Türkiye'nin de yer almasını sağlamak için çok taraflı bir diplofasi girişimine başladı.

Gümrük Birliği 'güncellenmezse' sektör darbe alacak

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı kaynakları, AB Komisyonu'nun önümüzdeki aylarda sunacağı yasal teklifin (regulation) metninde "AB üyesi olmayan ancak Gümrük Birliği'ne taraf ülke" tanımının yer alması için teknik çalışmaların hızlandırıldığını belirtiyor. Türkiye Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verilerine göre ülke otomotiv ihracatının yaklaşık %72'si AB pazarlarına yönelik. Eğer yeni altın standartlar ve yerli içerik kuralları (local content rules) Türkiye'yi kapsamazsa, Tofaş, Ford Otosan, Renault, Hyundai Assan ve Toyota gibi dev yatırımcıların yeni model tahsisleri Avrupa içi tesislere kayabilir.

Yeşil Dönüşüm ve 'Stratejik Özerklik' çatışması

Planın çekirdeği, 2035 sıfır emisyon hedefi ve Kritik Ham Madde Yasası (CRMA) çerçevesinde batarya, çip ve yazılım tedarik zincirlerinin Avrupa içine çekilmesi. Bu bağlamda Fransa, "stratejik özerklik" argümanıyla sadece üye ülkelerin fonlardan faydalanmasını savunurken; Almanya, tedarik güvenliği ve maliyet avantajı nedeniyle Türkiye, Maroko ve Doğu Avrupa'nın entegrasyonu için baskı yapıyor. Dış Ticaret Bakanı Ömer Bolat, geçtiğimiz hafta Brüksel'de yaptığı temaslarda, Türkiye'nin sadece bir montaj merkezi olmadığını, batarya (Siro/TOGG işbirliği) ve yazılım altyapısında da yatırım yaptığına dikkat çekerek "eşit muamele" talebini masaya yatırdı.

Siyasi engeller teknik süreci gölgeliyor

Teknik uygunluğa rağmen, AB'nin iç politikası süreci karmaşıklaştırıyor. Avrupa Parlamentosu'nun yeşil ve sol grupları, Türkiye'nin kural devleti ve insan hakları kayıtlarını gerekçe göstererek planın kapsamına girmesine itiraz ediyor. Komisyon ise hukuki temelde Gümrük Birliği'nin 1995 metninin "ilişkileri geliştirme" maddelerine dayanarak Türkiye'yi dahil edebileceğini, ancak bunun siyasi bir karara (Konsil önerisi) bağlı olduğunu sinyalle veriyor. Sektör temsilcileri, "siyasi vito teknik entegrasyonu bloke ederse, yatırım kararları 2027'ye kadar dondurulabilir" uyarısında bulunuyor.

Alternatif senaryo: İkili anlaşma mı?

AB seviyesinde konsensüs sağlanamazsa, Türkiye'nin Almanya ve Fransa ile ayrı ikili çerçevelerde "stratejik ortaklık" protokolleri imzalayarak sektörel entegrasyonu koruma stratejisi gündeme gelebilir. Ancak bu, tek pazar kurallarının (single market) sağladığı hukuki güvenceyi tam karşılamayacağı için endüstri tarafından "ikinci sınıf çözüm" olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki hafta Brüksel'de toplanacak Ticaret Komitesi'nin görüşmesi, yol haritasının netleşeceği ilk kritik test olacak.

HM
Haber Merkezi

HaberGo Editor ve Muhabır ekibi