Kontrollü Yıkım Sürecindeki Çatlaklar: Beş Olayın Ortak Paydası Güvenlik ve Yasal Boşluk
Avcılar'dan Bursa'ya, Beykoz'dan Küçükçekmece'ye uzanan yıkım gündeminde iş güvenliği ihlalleri, tarım arazisi mücadelesi ve bungalov düzenlemesiyle mülkiyet hakları arasında kalınan noktalar işaret ediliyor.

Türkiye'de "kontrollü yıkım" kavramı son haftede gündeme gelen beş farklı olayla birlikte, sadece bir mühendislik yönteminden öte bir idari, hukuki ve güvenlik krizi olarak tartışılmaya başlandı. İstanbul'un Avcılar ve Küçükçekmece ilçelerinde arka arkaya meydana gelen iş makinesi kazaları, Bursa'da tarım arazilerine yönelik geniş çaplı yıkım harekatı, Beykoz'daki metruk bir otelin yıkımı ve son dakikada Resmi Gazete'de yayımlanan bungalov evler düzenlemesi; sorunun tek bir belediyeye veya firmaya has olmadığını, sistemik bir çözüm beklediğini gösteriyor.
İki Kazanın Ortak Paydası: Denetim Zincirindeki Boşluk
Avcılar'da bir vatandaşın oturduğu dairenin duvarının iş makinesi tarafından yıkılması ve Küçükçekmece'de kontrollü yıkımı yapılan binanın makine ekibi üzerine çökmesi, "kontrollü" tanımının pratikte ne kadar zayıf kaldığını ortaya koydu. Her iki olayda da yıkım yöntemi mekanik yıkım olarak belirlenmiş olsa da, çevre boşaltma mesafeleri, statik hesapların anlık takibi ve iş makinesi operatörünün görüş alanının güvenliği konularında ciddi protokol ihlalleri söz konusu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kaynaklarına göre 2023 tarihli Yıkım Yönetmeliği'ne göre yıkım öncesi "Statik Uygunluk Raporu" ve "Çevre Güvenlik Planı" zorunluluğu getirilmiş olsa da, sahada bu belgelerin onay sürecinin hızlıca işletilmesi ve denetiminin yeterli yapılmadığı yönünde tespitler yapılıyor. İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanları, yıkım firmalarının sertifikasyon sürecinin ve belediye denetim ekiplerinin sayısal yetersizliğinin bu tabloyu derinleştirdiğini aktarıyor.
Bursa Modeli: Tarım Arazisi Koruma Mı, İmar Basını Mı?
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin 3 mahallede (özellikle Nilüfer ve Gürsu yönünde) tarım arazilerine yapılmış kaçak yapılarla ilgili başlattığı yıkım harekatı, 5103 sayılı Toprak Reformu Kanunu ve 3083 sayılı Tarım Reformu Kanunu'nun katı uygulamasının bir sonucu olarak sunuluyor. Ancak mahalle sakinleri ve bazı hukukçular, bu alanların yıllar önce imar planı değişiklikleriyle "tarım dışı" hale getirilip getirilmediğini, belediyelerin önceki dönemlerde verilmiş ruhsat ve iskân izinlerinin yargıçlı denetiminde ne kadar dayanıklı olduğunu sorguluyor. Valilik kaynaklarından yapılan açıklamada, yıkım kararı verilen yapıların "kesinlikle ruhsatsız ve plan dışı" olduğu, tazminat sürecinin ise idari yargı yoluyla yürütüleceği belirtildi. Bu süreç, Türkiye geneline yayılan "tarım arazisi geri kazanımı" politikasının yerel dinamiklerle nasıl çeliştiğinin bir örneği olarak değerlendiriliyor.
Beykoz Metruk Oteli: Kentsel Dönüşümün "Acil Servis"i
Beykoz'un tarihi sahil şeridinde yıllardır metruk kalan ve çökme riski taşıyan otel yapısının yıkımının tamamlanması, kentsel dönüşüm bekleme listelerindeki "riskli yapı stoku" sorununa bir çözüm getirildiği şeklinde yorumlandı. Yapının yıkımı için controllü patlatma yönteminin tercih edilmesi, çevreye zarar vermeden hızlı sonuç almayı hedeflediği belirtiliyor. Ancak bölge sakinleri ve mimarlar, yıkım sonrası boşalan parselin hangi imar statüsüne gireceği, konut mu yoksa ticari/turistik kullanım mı olacağı konusunda şeffaflık eksikliği dillendiriyor. Bu durum, deprem riski altındaki metruk yapıların yıkımının, kentsel dönüşüm projelerinin "kapı açma anahtarı" olarak mı kullanıldığını sorgulatıyor.
Bungalov Düzenlemesi: Yıkım Kararlarına "Dur" Deyen Madde
Son haftalarda Resmi Gazete'de yayımlanan ve 2026 yılı sonuna kadar geçerlilik kazanacak olan düzenlemeyle, bungalov (prefabrik/hafif çelik) yapılar için yıkım kararlarının durdurulması ve yasalama yolu açılması gündeme geldi. Düzenleme, 2018'den önce kurulu bu yapıların, deprem yönetmeliğine uygunluk şartıyla ve statik rapor sunulması kaydıyla yasalama kapsamına alınabileceğini öngörüyor. Bu karar, özellikle Aegean ve Akdeniz kıyılarında binlerce aileyi etkileyen bir gelişme olarak karşılansa da, planlama uzmanları "afet riskli alanlarda (sel, heyelan, fay hattı) bu istisnanın nasıl denetleneceği" sorusunu işaret ediyor. Bakanlık yetkilileri, düzenlemenin "kaşla göz arasında yasalama" olmadığını, coğrafi bilgi sistemleri (CBS) tabanlı risk haritaları ile kesişim kontrolü yapılarak uygulanacağını vurguluyor.
Gelecek İçin: Dijital İkiz ve Sigorta Havuzu
Beş olayın da ortak olarak işaret ettiği eksiklik, yıkım sürecinin "başlangıç (karar) - orta (yıkım) - bitiş (atık/arsa)" zincirinin dijitalleştirilmemesi. Sektör temsilcileri ve akademisyenler, yıkım öncesi binanın 3B tarama ile dijital ikizinin oluşturulması, anlık titreşim ve 기울기 sensörleri ile makine operatörüne ve denetim merkezine veri akışı sağlanması, yıkım atıklarının geri kazanım tesislerine takip edilebilir şekilde yönlendirilmesi gibi entegre çözümlerin hayati olduğunu savunuyor. Ayrıca yıkım sigortasının zorunlu hale getirilmesi ve bir "Yıkım Risk Havuzu" kurulması, Avcılar ve Küçükçekmece gibi kazalarda mağdur tazminat sürecini hızlandıracak tek mekanizma olarak öne sürülüyor. Mevcut yasama çerçevesinde bu havuzun kuruluş yetkisi Belediyeler Birliği veya Bakanlık seviyesinde tartışılıyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
