Yassıada tanığı Halit Kıvanç anlattı: Menderes'in son 17 Eylül'ü
17 Eylül 1961'de İmralı'da idam edilen Adnan Menderes'in Yassıada yargılamasına tanık olan gazeteci Halit Kıvanç, o tarihi günlerin gerçeğini kitaplarında ve anılarıyla aktardı.

17 Eylül 1961 Perşembe günü, İmralı Cezaevi'nde kurulan asıl darbesiyle Türkiye'nin ilk seçilmiş Başbakanı Adnan Menderes ve iki bakanı hayatını kaybetti. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Yassıada'da kurulan Yüksek Adalet Divanı'nda süren yargılamanın tanıklarından biri, o dönem genç bir muhabir olarak görev yapan Halit Kıvanç'tı. Yıllar sonra kaleme aldığı "Yassıada Günlüğü" ve çeşitli anılarında, o sürecin gölgelerini aydınlattı.
Kıvanç, Yassıada'daki duruşmaların sadece hukuki bir süreç olmadığını, aynı zamanda bir iktidarın çöküşünün ve yeni bir rejimin doğum sancılarının sahne alındığı bir sahnede geçtiğini kaydeder. Mahkeme salonunda Menderes'in savcılığa verdiği cevapların, bazen hukuki strateji bazen de bir devlet adamının onur mücadelesi olduğu yönündeki tespitleri, o dönem gazeteciliğinin en değerli belgelerinden sayılır.
Adadan ada: Yassıada'dan İmralı'ya son sefer
Yargılama sürecinin son aylarında hükümler belli olunca, sanıkların İmralı'ya sevk edilmesi gündeme geldi. Kıvanç, o günlerin havası hakkında "Deniz yoluyla İmralı'ya giden teknenin motor sesi, adadaki herkeste farklı bir hüzün uyandırıyordu" der. Menderes'in, yollarında eşlik eden komutanlara "Benim için dua edin" dediği anı, gazetecinin zihninde yıllarca yer etti.
İmralı'da kurulan asıl alanında, Menderes'in son dilekçesini okuması ve "Türkiye'm için, milletim için" diyerek veda etmesi, Kıvanç'ın anlatımında en dramatik karelerden birini oluşturur. Gazeteci, o gece adada hissedilen o ağır sessizliği ve sabahın erken saatlerinde duyulan tek sesin, bir devrin kapanışını ilan ettiğini yazar.
Tarihin notları arasında bir gazeteci
Halit Kıvanç, Yassıada'daki gözlemlerini sadece bir haber metni olarak değil, tarihe not düşme sorumluluğu olarak tanımlardı. "Gazeteci tarih yazmaz, tarihin hamurunu hamurlar" diyen Kıvanç, o süreçte gördüklerini duygusallıktan arındırıp, olgu olgu aktarmaya çalışmış. Onun anlatımı, 27 Mayıs sürecinin hukuki çerçevesinin ötesinde, o günlerin insanドラマını (insan dramanı) da belge niteliğinde taşır.
Bugün, o tarihi geceye 65 yıl arayla bakıldığında, Yassıada'nın taşları arasında kalan o sessizlik ve Halit Kıvanç'ın kaleme aldığı satırlar, Türk siyaset tarihindeki o kırılma noktasını anlamak için hâlâ en sağlam referanslardan biri olarak duruyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
