BAİ Yemen'de: İttifaktan 'Vekil Güç' Stratejisine Geçiş ve Güneydoğu'daki Askeri-Ekonomik Hâkimiyet
2019'da resmi çekilme ilanına rağmen BAİ, STC ve Devler Ordusu üzerinden Aden, Şevbe ve Sokotra'daki stratejik limanları ve enerji kaynaklarını kontrol etmeye devam ediyor.

Birleşmiş Arap Emirlikleri (BAİ), 2015 yılında Suudiler'in liderliğinde kurulan Arap Koalisyonu'nun en etkili askeri unsuru olarak Yemen'e girdiği günden bu yana stratejisini kökten değiştirdi. Resmi olarak 2019 Temmuz ayında "yeniden dağıtım" adı verilen çekilme kararı almasına rağmen, ülke güneyindeki askeri, ekonomik ve siyasi hâkimiyetini pekiştiren bir "velayet sistemi" kurdu. Bu yapı, Yemen'in birleşik geleceği için Suudi Arabistan'ın desteklediği Başkanlık Liderlik Konseyi (BLK) ile BAİ'nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi (STC) arasında süregelen çekişmenin merkezi unsuru haline geldi.
Koalisyon ortaklığından özerk aktöre dönüşüm
BAİ'nin Yemen politikası, 2019 Ağustos'undaki Aden çatışmalarıyla netleşti. STC'nin geçici başkent Aden'i ele geçirmesi, Riyad Anlaşması imzalanmasına yol açtı; ancak anlaşmanın askeri birleştirme maddeleri kâğıt üzerinde kaldı. BAİ, STC'nin askerî kolu olan Destek ve Destek Kuvvetleri ile Devler Ordusu'nu (Elviyetü'n-Nasr) eğitmek, silahlamak ve maaşlarını ödemek suretiyle, Suudi denetiminden nispeten bağımsız bir güç bloğu yarattı. Bu güçler şu an Şevbe'nin petrol tesisleri, Hadramut'un limanları ve Babü'l-Mendep boğazına hâkim olan Meyun adasını kontrol ediyor.
Limanlar, gaz ve "Mavi Ekonomi" hedefi
Emirli stratejistler için Yemen'den çekilim, etkiden çekilim anlamına gelmedi. DP World ve BAİ Lojistik gibi devlet şirketleri, Aden Limanı, Mukalla Limanı ve en kritik olarak Sokotra ve Meyun adalarındaki yeni liman/üs altyapılarının işletme haklarını ele geçirdi. Uzman raporlarına göre BAİ, Yemen'in likid gaz (LNG) ihracat rotalarını ve Balıkçılık kaynaklarını kontrol altına alarak "Mavi Ekonomi" vizyonunu hayata geçiriyor. Bu durum, BLK'nın Aden'de para basarak maaş ödemesi gereken bir yapıya, BAİ'nin ise kendi vekilleri üzerinden gelir kapılarını tutan bir yapıya itildi.
Riyad-Abu Dhabi eksenindeki sessiz kriz
Suudi Arabistan, Houşiler (Ensarullah) ile doğrudan barış görüşmeleri yürütürken (Omân aracılığıyla), BAİ bu masada yer almayı tercih etmedi. Riyad, Sana'a ile anlaştığında güneydeki BAİ vekillerinin (STC) statüsü belirsiz kalacağı endişesi taşıyor. Son aylarda BLK Başkanı Reşad el-Alimi'nin Şevbe'ye yaptığı ziyaretin STC tarafından engellenmesi ve BAİ'nin buna sessiz kalması, iki hali ittifak müttefiki arasındaki stratejik güven boşluğunu ortaya koydu. Suudi basınında yansıyan değerlendirmeler, BAİ'nin "bölünmüş bir Yemen" senaryosunu tercih ettiğini, Suudilerin ise "birlikçi bir Yemen" için hâlâ çaba gösterdiğini işaret ediyor.
Kızıl Deniz krizi ve terörle mücadele argümanı
Ekim 2023'ten itibaren Houşilerin Kızıl Deniz'de ticaret gemilerine saldırması ve ABD-İngiltere cevap saldırıları BAİ için yeni bir fırsat yarattı. Abu Dabi, "terörle mücadele" ve "uluslararası ticaret rotalarının güvenliği" gerekçesiyle Meyun ve Sokotra'daki askeri varlığını meşrulaştırdı. ABD ve Avrupa ittifakçıları, Houşi tehdidine karşı BAİ'nin güneydeki istikrar unsuru olduğunu vurgularken, bu durum BAİ'nin bölgedeki askeri ayak izini meşru bir zemine oturtmasını sağladı.
Gelecek senaryosu: Federalizm mi, bölünme mi?
Yemen için öngörülen en güçlü senaryo, BAİ'nin teminatı altındaki bir "İki Bölge Federal Yapı" modeli. Bu modelde güney, kendi güvenlik güçlerine (STC/Devler Ordusu), kendi liman yönetimine ve enerji gelirlerine sahip olurken, şimali Houşiler kontrolünde kalır. Ancak bu model, Yemen'in kuzey-güney demografik dengesini, kabile yapısını ve Suudi sınır güvenliği endişelerini göz ardı ediyor. BAİ'nin stratejik sabrı, Suudilerin Houşiler ile imzalayacağı olası bir barış anlaşmasının içeriğine bağlı olarak, güneydeki askeri varlığıyı kalıcı bir "bağımsızlık faktörüne" dönüştürme riskini barındırıyor.
HaberGo Editor ve Muhabır ekibi
