HaberGo
Dünya

Doğu Almanya'da AfD nasıl 'direnmez kale' oldu? Seçimler, göç ve 1990 travması

Thüringen ve Saksonya seçimlerinde AfD'nin %30'u bulması, birleşme sonrası 34 yıldır çözülemeyen ekonomik ve kimlik krizini yeniden gündeme getirdi.

HMHaber Merkezi
· 2 dk247 okunma
Doğu Almanya'da AfD nasıl 'direnmez kale' oldu? Seçimler, göç ve 1990 travması
Doğu Almanya'da AfD nasıl 'direnmez kale' oldu? Seçimler, göç ve 1990 travması

Thüringen'de AfD'nin %32,8 ile birinci parti olması ve Saksonya'da da %30,6 ile güçlü ikinci olması, 2024 eyalet seçimlerinin ardından 2025 Şubatı Bundestag seçimlerinde de Doğu eyaletlerinin neredeyse tamamını AfD'ye kaptırması tesadüf değil, yapısal bir kırılma noktasıydı. Berlin'de "Brandmauer" (yangın duvarı) stratejisiyle koalisyon engellense de, Doğu Almanya artık Almanya'nın siyasi haritasını tek başına belirleyen, merkeze diktat eden bir "direnmez kale" konumuna geldi.

Birleşmenin maliyesi: Endüstri boşluğu ve genç kaçışı

1990 birleşmesinin getirdiği "parite" vaadi, Doğu'nun endüstriyel omurgasını kırdı. Treuhandanstalt'ın özelleştirme politikasıyla milyonlarca işçi işsiz kaldı; VEB kombinatları batı sermayesine satıldı veya kapatıldı. Bugün Doğu eyaletlerinde GSYH başına düşen hâlâ Batı'nın %75-80 civarında seyreder. Bu ekonomik çatlak, 1990'dan bu yana 1,5 milyonun üzerinde genç, eğitimli nüfusun Batı'ya göç etmesine neden oldu. Geride kalan nüfus yaşlanıyor, seçmen tabanı daralıyor ve "geride bırakıldığım" hissiyatı siyasal bir öfkeye dönüştü.

1990 'Wende' travması ve 'ikinci sınıf vatandaşı' hissi

Almanlar buna "Wende" (dönüşüm) der; Doğulular için bu bir "Anschluss" (ilhak) hissiyatı yarattı. 1990'larda Batı Alman standartlarına aniden uyum zorunluluğu, mesleki kimliklerin yok olması ve sosyal güvenlik ağlarının çökmesi, toplumsal bir travma bıraktı. Bu travma, "Biz onlar gibi olamayız, onlar da bizi anlamaz" algısını besledi. AfD, bu yarayı "Berlin elitlerinin ihaneti" olarak çerçeveleyerek, öfkeyi kurumsal bir oy gücüne dönüştürdü. Seçmen için AfD oyu, bir ideoloji tercihi kadar bir "saygı ve görünürlük" talebidir.

Göç politikası: 2015'ten bugüne 'kontrol kaybı' algısı

2015 göç dalgası Doğu Almanya'yı Batı'dan farklı vurdu. Bölgede yabancı nüfus oranı hâlâ Batı'nın yarısına bile yetişmese (Thüringen %9, Saksonya %11 civarında), "kültür şoku" algısı çok daha güçlü. Küçük kasabalardaki aniden artan sığınmacı konteynerleri, boşalan okullar ve boşaltılan spor salonları, zaten kırık güven duygusunu "evimizde yabancı" paranoyasına çevirdi. AfD, "Sınırları kapat" sloganıyla bu hissi tekel etti; Merz'in CDU'sı bile bu zemini geri kazanmakta zorlandığını 2025 seçimlerinde kabul zorunda kaldı.

DDD mirası ve Nazizm hesabı: Farklı bir geçmişle yüzleşme

Batı Almanya "Vergangenheitsbewältigung" (geçmişle hesaplaşma) sürecini 60'lı yıllardan itibaren kurumsallaştırırken, DDD resmi ideolojisi "antifaşist" olduğu için Nazizm sorumluluğunu Batı'ya yüklemiş, kendi içinde temizleme yapmamıştı. 1989 devrimi de bu tabuyu kırmadı. Sonuçta, Höcke gibi figürlerin "Anıtsal şeref" söylemi, Doğu seçmenin bir kısmında "Sonunda bizim geçmişimizi biz anlatıyor" kabullenmesiyle karşılandı. Bu, AfD'nin "yasa dışı" etiketi yemesinin nedenlerinden biridir.

Berlin'e karşı protesto oyu: 'Alt partiler' itibar krizi

Son Bundestag seçimlerinde SPD, Yeşiller ve FDP'nin aldığı oylar Doğu'da tek basina AfD'nin altında kaldı. Seçmen, "Alt partiler" (kurumsal partiler) terminolojisiyle Berlin'in iklim politikalarından (Isınma Yasası, ısıtma pompası zorunluluğu) göç yönetimine kadar her konuda uzak, elitist ve etkisiz görüyor. AfD bu boşluğu "Tek biz sizi duyuyoruz" diyerek doldurdu. 2026'ya gelindiğinde Doğu eyaletlerinde yerel belediye başkanlıklarının ve ilçe meclislerinin AfD kontrolüne geçmesi, bu kalenin sadece parlamenter değil, idari de olduğunu kanıtlıyor.

HM
Haber Merkezi

HaberGo Editor ve Muhabır ekibi